25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü

      
Baromuz Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi üyeleri tarafından basın açıklamasından önce 25 Kasım, nedeniyle Gezici Kadın Semt Sazarında broşür dağıtımı yapıldı.








                                                                                         DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİNE VE KAMUOYUNA
;

“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” (Maria Teresa Mirabel 1936)

25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde Patria Mercedes, Minerva Argentina ve Maria Terasa isimli üç kız kardeş (Mirabel kardeşler) ’in Trujillo diktatörlüğüne karşı yürüttükleri rejim karşıtı mücadelelerinin sembolleşmiş günüdür. Trujillo diktatörlüğünün, Mirabel Kardeşler’ in kendileri için büyük bir tehlike olduğunu açıklamasının ardından, 25 Kasım 1960 yılında, Dominik Cumhuriyeti'nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur. Bu katliam, hükümet yanlısı gazeteler tarafından kayıtlara “araba kazası” olarak geçirilirken, gerçek başka türlüdür. Ülkelerinde siyasal özgürlük adına kararlılıkla mücadele ettikleri için diktatörlük tarafından pek çok kez hapsedilip, işkenceye maruz kalmış Mirabel kardeşler, en sonunda hapishanede ki eşlerini ziyarete gittikleri sırada arabalarından zorla indirilerek tecavüz edilmiş ve işkenceyle katledilmişlerdir.

Birleşmiş Milletlerin 1999’daki Genel Kurulu’nda alınan karar ile her yıl Mirabel kardeşlerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım tarihi "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü" olarak anılmaktadır. 25 Kasım, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı kadınların eylem günüdür.

Türkiye, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni imzaladı. Sözleşme, 29 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Devamında Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun, TBMM tarafından 8 Mart 2102 tarihinde kabul edildi.Bu yasada şiddetin tanımları yapıldı, yasanın yararlanacaklar açısından kapsamı genişletildi, yasa kapsamında mülki amir ve kolluğa yetki verildi. Yasada şiddeti ihbar etme bir hak olarak yer aldı. Teknik takip olanağı ve zorlama hapsi gibi yeni müesseseler de getirildi. Ancak, tüm bu olumlu adımlara karşın, kadına yönelik şiddeti asayiş sorunu olarak ele alan yaklaşım ve uygulama sorunları devam etti. Sözleşmelere ve yasaya rağmen, Türkiye’de hala her gün 5 kadın öldürülmektedir. Türkiye Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin ilk imzacısıdır. Ancak bugüne dek İstanbul Sözleşmesi kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin Acil Eylem Planları uygulanmamıştır. 
Sadece sözleşmenin imzacısı olmak yetmez. Önemli olan sözleşmedeki standartların yasaya ve uygulamaya yansımasıdır. Kadın ve erkek eşitliği fıtrata aykırı diyen, Aile içi şiddeti mahrem olarak değerlendiren, aile kurumunun insan hakları karşısında aşırı değerli görülmesini aşılayan devlet anlayışı kadına yönelik şiddette körlüğe yol açmıştır. Bu nedenledir ki; Yasal düzenlemeler değişmekte ancak şiddet hız kesmeden artmaktadır.

“ Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” (Minerva Argentina Mirabel 1926). 

 

            Yıl 25.Kasım.2015 ve Sivil araştırmacıların verilerine baktığımızda; 2015’in ilk 11 ayında erkeklerin 255 kadını öldürdüğü, 112 kadına tecavüz ettiği, 157 kadını fuhşa zorladığı, 319 kadını yaraladığı, 179 kadını taciz ettiği. 5 yılda ise en az 1134 kadının katledildiği korkunç bir tablo ile karşı karşıya kalmaktayız.

Ayrıca Baromuza son 5 yılda 5442 kadın Başvurucu hukuki destek almak için başvuruda bulunmuştur. Başvurucuların maruz kaldığı şiddet türlerinin neler olduğunun tespitimiz noktasında yapmış olduğumuz anket verilerine göre ise başvuruculardan %15 sessiz kalmış olup % 5 i Cinsel,  %13 duygusal, %14 Ekonomik,  % 16  Fiziksel,  %6  Kültürel ,  %15 Sözel ve  % 12 sinin Tehdit aldığı ortaya çıkmıştır.

 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) aile içi şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülke Türkiye’dir. Bu cezanın alınmasını neden olan kişi devlet tarafından korunamamasına bağlı olarak eşi tarafından öldürülmüş bir kadındır.

SADECE 2014 YILINDA “ 23 KADININ GEÇİCİ KORUMA TEDBİRİ ALTINDAYKEN KORUNAMAYARAK ÖLDÜRÜLDÜĞÜ “ devlet makamlarınca paylaşılmıştır. Sadece Koruma kararlarının verilmesi yetmez. Yetkililer, Koruma Kararlarının uygulanması için etkin denetim ve izleme sorumluluğunu yerine getirmelidirler. Baba- Koca- Erkek Arkadaş- Patron.. Şiddetinden Kaçan Kadın Yargıya sığınmak istemekte ancak yargının şiddetiyle de karşı karşıya kalmaktadır. Nitekim yakın bir zamanda Ergani ilçemizde yaşayan Hacer ALDAK isimli kadın 11 defa adli ve kolluk makamlarına şikayetçi olmuş defalarca koruma kararları almış, kendisi sığınma evlerinde kalmış çocukları ise yurtlarda kalmış ve en sonunda da bu kısır döngü içinde koruma kararı olmasına rağmen kocası tarafından vahşice katledilmiştir. Yine yakın bir zamanda Çermik ilçemizde eşi tarafından katledilen Meryem Yılmaz dosyasında da sanığa Haksız Tahrik ve Saygın Tutum nedenleriyle indirimler uygulanmıştır. Sadece sanığın beyanlarına itibar edilerek adeta hukuk katledilmektedir. Kadına yönelik şiddet ve kıyım dosyalarının hiçbiri tek bir kadının davası değildir.

 

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma Ve Uygulama Merkezi olarak kadına yönelik şiddet ve kıyım dosyalarında katılma taleplerimiz mahkemelerce suçtan doğrudan zarar görme ihtimalinin bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmektedir. Bu şekilde de hayatta iken savunmasız bırakılan kadın, katledildikten sonra da savunmasız bırakılmaktadır. Adalete olan güven yitirilmek üzeredir.

Kadın katliamlarının bir diğer sonucu ise sahipsiz kalan bebek ve küçük yaştaki çocukların çoğu zaman yurtlarda hatta sokaklarda yaşamak zorunda kalmalarıdır. Sistem bir kadın veya bir çocuk şahında tüm toplumun geleceğine darbe vurmaktadır. Toplumun temeli kadındır ve kadın özgürleştikçe toplumlar bilinçleşir. Şiddet oluşmadan önce önlemeye yönelik etkili projeler geliştirilmelidir.

6284 sayılı yasadan başka, TCK, CMK ve Medeni Kanununda da yer alan düzenlemeler şiddete maruz kalan kadınları daha çok mağdur etmektedir.

Cinsel şiddet mağdurları, hizmetin doğrudan kadına sunulduğu merkezler olmadığından pek çok kapı dolaşmak zorunda kalmakta, aynı özelliklere sahip Üniversite tarafından düzenlenen adli tıbbı raporlar dikkate alınmaksızın yeniden Adli Tıp Kurumu’na gitmeye zorlanarak yeniden jinekolojik muayeneye maruz bırakılmakta, bilimsel ölçülere uygun olmayacak biçimde dinlenmekte ve konu ile ilgisi olmayacak uzmanların imzası ile olaydan çok sonra zarar tespiti yapılmaktadır. Cinsel saldırı mağdurlarının suç sayılan eylem sonucu gebeliklerine istek ve taleplerine rağmen son verilmemesi ise başka bir şiddet biçimi olarak kadınların karşısına çıkmaktadır.

Yapılan tüm araştırmaların bir sonucu olarak; Kadın cinayetleri, kadınlar üzerinde mutlak tasarrufları olduğunu varsayan en yakınlarındaki erkekler tarafından, bu egemenliğe, baskıya karşı koyan, itaat etmeyen kadınlara karşı işlendiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu tablonun her geçen gün büyümesindeki en büyük pay ne yazık ki mevcut eril yargı sistemine aittir.  Zira aldatılma şüphesi, barışma isteğinin reddi, kadının ayrılma ya da boşanma isteği ve namus ya da töre adı altında erkeğin gerekçeleri temel alınarak yürütülen bir yargı sistemi ile karşı karşıyayız. Bu kısır döngü içinde YANLIŞ UYGULANAN Haksız Tahrik ve İyi Hal İndirimleri ile sanıklar adeta ödüllendirilmekte ve kadına yönelik şiddet meşrulaştırılmaktadır. Mahkemede saygılı olmak zaten kanun emri değil midir? Velev ki olmasın, mahkemeye saygı göstermek ile işlediği suçta indirim alması arasında nasıl bir illiyet bağı kurulabilir? Cevap açık ve net; yasalar cinsiyetçi bir zihniyetle uygulanmaktadır.

“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da” (Patria Mercedes Mirabel 1924)

Yine henüz çocuk yaştaki cinsel şiddet mağdurları soruşturma ve yargılama sırasında adeta yargılanmakta olup uğranılan zarar yasa uygulayıcıların hatalı yaklaşımları nedeniyle daha da artmakta ve çocukta telafi edilmeyecek yeni zararların oluşmasına yol açmaktadır, çoğu zaman bilim insanlarının aksi yöndeki görüşlerine dahi itibar edilmemektedir.

Kadına yönelik şiddet ve kıyımları meşrulaştıran diğer ayak ise medya kuruluşlarına aittir. Nitekim medya araçları gerek popüler dizileri, 3. sayfa gazete haberleri, reklamlar ve gerekse çizgi filmler de bile cinsiyet ayrımcılığı göze çarpmaktadır. Okul çağı çocuklarını hedefleyen ve şiddeti olağanlaştıran ve yücelten çizgi filmler denetimsiz olarak günün her saatinde yayınlanmaktadır. Medyada cinsel taciz ve tecavüz kurbanı kadınlara ilişkin yayınlananlar tecavüze dair; Kadın baştan çıkarmaktadır, Kadının hatasıdır, Kadın tecavüze uğramak istemektedir, Kadın tecavüze uğradığına dair yalan söylemektedir,  Tecavüzcünün psikolojik ya da biyolojik olarak dürtülerini kontrol altına alamamasına yol açan bir hastalığı vardır şeklinde mitler oluşmasına neden olmaktadır.

Kadının yaşamının zaten zor olduğu Türkiye’ de yeni haklar elde etmeyi bırakın bir kenara var olan hakları korumaktan başka bir öncelik kalmamıştır.

Her gün sivillerin katledildiği bölgemizde şiddet ve ölüm meşrulaştırılmaktadır. Savaşın kirli yüzü ne yazık ki en fazla kadınlar ve çocuklar üzerinde ortaya çıkmaktadır. Nitekim Öldürüldükten Sonra Cenazesi Çıplak Olarak Teşhir Edilen Kader Kevser Eltürk savaşın kirli yüzünün resmi olmuştur. Sokağa çıkma yasaklarının hala sürdüğü bölgemizde 10 yaşındaki Cemile Çağırga, hamile olan Selamet Yeşilmen ve 45 yaşındaki Meryem SÜNE ve daha birçok kadın kurşunların hedefi olmuştur.

            25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nde kadına karşı şiddet ve istismarlara karşı mücadelede toplumun her kesimini mücadeleye ve birlik olmaya davet ediyor,  insan onuruna yakışır, şiddetten uzak ve eşit bir hayat umudumuzu yitirmediğimizi ve bu konuda hukuksal mücadelemizi devam ettireceğimizi Basına ve kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

 

DİYARBAKIR BAROSU

KADIN HAKLARI DANIŞMA VE UYGULAMA MERKEZİ HAKLARI